Ukrayna-Rusya Savaşı'nın yarattığı enerji sıkıntısıyla boğuşan Avrupa, şimdi de tarihin en kurak yazlarından birini yaşıyor. Rekor seviyelere düşen nehir suları, nükleer santrallerin can damarını kurutarak adeta bir enerji krizini tetikledi. Fransa, Macaristan ve Romanya gibi ülkelerde nükleer santraller ya tamamen durduruldu ya da üretim kapasiteleri ciddi oranda düşürüldü. Bu durum, Avrupa'yı karanlığa sürükleme potansiyeli taşıyor.
Elektrik kesintileri, akıl almaz fiyat artışları ve her sektörde hissedilecek bir çöküş… Kuraklığın vurduğu Avrupa'da enerji krizi, sadece faturaları değil, sanayiden ulaşıma, rekabet gücünden temel ihtiyaçlara kadar her şeyi derinden etkileyecek bir felaketin habercisi. Uzmanlar, bu tablonun Avrupa için çok daha büyük sorunları beraberinde getireceği konusunda uyarıyor.
Enerji Uzmanı Kutalmış Ersoy, Avrupa'nın mevcut durumunu 'sistemik zayıflıkların gün yüzüne çıkması' olarak yorumluyor. Ersoy'a göre, kuraklık ve düşük su seviyeleri sadece birer etken; asıl sorun, Avrupa'nın enerji sisteminin yeterli yedek kapasiteye, esnek üretime, depolama gücüne ve sağlam bir şebeke altyapısına sahip olmaması. Yaz aylarındaki artan talep ve hidroelektrik üretimindeki düşüş, 'gerekirse ithal ederiz' mantığını da çökertti. Romanya gibi ülkelerin komşularında da benzer sorunlar yaşanması, enerji ticaretini neredeyse imkansız hale getiriyor.
Peki, Avrupa'nın bu kritik anda neden bir 'B Planı' yok? Kutalmış Ersoy, Avrupa'nın enerji dönüşümünü yıllarca sadece yenilenebilir kapasite ve üretim payı üzerinden ölçtüğünü belirtiyor. Karbonsuzlaşma, enerji güvenliği ve uygun fiyatlı elektrik söylemleri birbirini dengelemek yerine, mevcut güvenilir enerji kaynaklarının hızla azaltılmasına yol açtı. Şimdi ise Avrupa, bu aceleci politikaların ağır faturasını ödüyor.
Bu noktada Türkiye'nin potansiyeli göz ardı edilemez. Ancak AB'nin 'Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması' gibi politikaları, Türkiye'nin düşük karbonla üretilmiş elektriğini dahi ek vergilerle cezalandırarak süreci baltalıyor. Ersoy, durumu 'Türkiye'nin ticaret problemi değil, Avrupa'nın enerji güvenliği problemi' olarak tanımlıyor. Avrupa için birkaç yüz megavatlık ek kapasitenin bile hayati önem taşıyabileceğini vurgulayan Ersoy, şunları ekliyor: “Eğer AB, ideolojik körlükten vazgeçip krizi çözmek ve gelecekte benzer felaketlerden kaçınmak istiyorsa, Türkiye'nin sunduğu imkan ve kabiliyetlerden daha fazla yararlanmayı öğrenmek zorundadır.” Bu durum, sadece Türkiye için bir ihracat kaybı değil, aynı zamanda Avrupa'nın kendi enerji arzını daraltması ve fiyatları daha da yukarı çekmesi anlamına geliyor.