"Hayatı Kitaplardan Önce Babasının Ellerinden Öğrendi"
Ailenin en küçük bireyi olması sebebiyle babasıyla en uzun zamanı geçiren ve onun son yıllarına, hayata karşı gösterdiği dirence en yakından tanıklık eden Elif Yıldız, edebi yolculuğunda bu derin mirası temel alıyor. Kardeşleri tarafından "babamızın öğrencisi" olarak nitelendirilen Yıldız, kitabında insanın emeğiyle var olmasını, yokluk karşısında eğilmemesini ve insanı insan yapan en büyük değerin geride bıraktığı iyilik olduğunu incelikli bir dille işliyor.
Kapağında yazarın babasına ait bir ömürlük fotoğrafın yer aldığı "Yaz Elmaları", okurları sadece bir yüzle değil; emeğin, sevginin ve ağır yükler altında dik duran bir babanın sessiz mücadelesiyle buluşturuyor.
Gurbet Yollarından ve Yarım Kalmış Hikâyelerden Beslenen Bir Eser
Kitap, yalnızca bir aile hatırası olmaktan öte, insanın en kırılgan yönlerini, köylerin dönüşümünü ve yarım kalmış hayalleri merkezine alıyor. Elif Yıldız; toprakla uğraşan insanların sessizliğini, kadınların içine attığı çaresizliği ve her şeye rağmen okumaya tutunmaya çalışan çocukların yüreğini öyküleştirerek adeta bir coğrafyanın hafıza kaydını tutuyor. Yıldız’ın her hikâyesinde gurbet yollarının hüznü, çocukluk kokuları ve ortak geçmişten bir parça yer alıyor.
Yazarın kardeşleri, kitabın yayımlanmasının ardından paylaştıkları ortak mesajda şu insana dokunan ifadelere yer verdi:
"Babamızın elleri artık toprağa karışmış olabilir. Ama o ellerin öğrettikleri hâlâ bizimle; Elif’in kaleminde, bu kitabın sayfalarında ve bizden sonra okuyacak olanların yüreğinde yaşamaya devam edecek. Bize unutmamamız gerekenleri yeniden hatırlattığı için kardeşimize teşekkür ederiz."
Bir evladın babasına, bir öğrencinin öğretmenine bıraktığı sessiz bir vefa mektubu niteliğindeki "Yaz Elmaları", samimi ve derin anlatımıyla Uçurum Yayınları üzerinden ve tüm seçkin kitapçılarda okurlarını bekliyor.
Ağrı Kanaat Önderlerinden İş İnsanı Cemalettin Yıldız Sosyal Medya Hesabından Duygusal Paylaşımda bulundu:
BABAMIZIN ÖĞRENCİSİNE…
Bu kitap, ailemizin en küçüğü, on üçüncü kardeşimiz Elif Yıldız’ın kaleminden doğdu.
Ama aslında bu kitap yalnızca Elif’in kitabı değil.
Bu kitap; bir coğrafyanın hafızasından, insanların suskunluğundan, hayatın acısından ve sevincinden, yarım kalmış hikâyelerden süzülüp gelen bir aile hatırasıdır.
Elif, doğup büyüdüğü toprakların yalnızca güzelliklerini değil, kaderini ve kederini de dinledi. O topraklarda yaşananları, insanların sessizliğini, kadınların içine attığı sözleri, hayatın ağır yükünü ve umuda tutunan yürekleri hikâyelere dönüştürdü.
Belki de bunu yapmasının bir nedeni vardı.
Çünkü o, hayatı önce kitaplardan değil, babamızın ellerinden öğrendi.
Ailenin en küçüğüydü Elif. Bu yüzden babamızla diğer kardeşlerinden daha uzun zaman geçirdi. Onun yanında daha çok kaldı; konuşmalarına, susuşlarına, çalışmasına, yorulmasına, hayata karşı direncine daha yakından tanıklık etti.
Babamızın elleri nasırlıydı.
O eller taşın, toprağın, emeğin ve yılların izini taşıyordu. Fakat aynı eller, çocuklarının başını okşarken dünyanın en yumuşak ellerine dönüşürdü.
Elif, işte o ellerin öğrencisiydi.
Babamız ona belki de hiçbir okulun öğretemeyeceği şeyleri öğretti:
İnsanın emeğiyle var olmasını, yokluk karşısında eğilmemesini, öğrenmenin yaşının olmadığını, insanı insan yapanın sahip oldukları değil, geride bıraktığı iyilik olduğunu…
Elif bugün yazıyorsa, biraz da o derslerin devamını yazıyor.
Bu kitabın kapağındaki fotoğraf da babamıza ait.
O fotoğrafa her baktığımızda yalnızca bir yüz görmüyoruz. Bir ömrü görüyoruz. Emeği, yorgunluğu, sevgiyi, sessizliği ve bize bıraktığı büyük mirası görüyoruz.
Ve şimdi, babamızın öğrencisi elindeki kalemle onun yarım bıraktığı cümleleri tamamlıyor.
Bu nedenle Elif’in her hikâyesinde biraz babamızın sesi, biraz çocukluğumuzun kokusu, biraz yaşadığımız coğrafyanın hüznü ve hepimizin ortak geçmişinden bir parça var.
Elif’e…
Sen bizim en küçüğümüzdün.
Belki de bu yüzden babamızın yanında en uzun kalanımız oldun. Onun son yıllarına, sessizliğine, yorgunluğuna ve insanın yıllar geçtikçe nasıl yeniden çocuklaştığına en yakından tanıklık ettin.
Şimdi sen, o hatıraları kelimelere dönüştürüyorsun.
Biliyoruz ki her kelimenin ardında bir yaşanmışlık, her hikâyenin içinde bir insan ve her satırın arasında babamızdan kalan bir iz var.
Yazdığın her satır için sana teşekkür ederiz.
Çünkü sen yalnızca hikâyeler yazmadın.
Bize unutmamamız gerekenleri yeniden hatırlattın.
Ve babamıza…
Belki de bir evladın babasına bırakabileceği en güzel armağanlardan biri, onun hayatından öğrendiklerini gelecek kuşaklara aktarmaktır.
Bu kitap da biraz böyle bir armağan.
Bir öğrencinin öğretmenine…
Bir kızın babasına…
Bir kardeşin kardeşine…
Ve bir ailenin, kendi geçmişine bıraktığı sessiz bir vefa mektubu.
Babamızın elleri artık toprağa karışmış olabilir.
Ama o ellerin öğrettikleri hâlâ bizimle.
Elif’in kaleminde…
Bu kitabın sayfalarında…
Ve bizden sonra okuyacak olanların yüreğinde yaşamaya devam edecek.